Heykel Mekan Zaman İçinde



O-radaki eser ortaya çıkan faili oluyor varlığını betimlediğin mekanda,
Nesnenin tekilliği ona özlem katıyor.GeREKSİZLERİ ELİYOR,VAR EDİYOR.
Bir mekanı - erk eliyle - dönüştürüyor,form veriyor,zaman şekilleniyor.
Boyutlanıyor algılarında, anılarında yer ediyor.Kokuda-tende sevdiğin bulutlanıyor,aslını mutlu eden kişiden bağımsız gelişenin ilhamı,düşüncenin bulanıklığı içinde yeni yollar arasında savrulmadan yürümeye çalışma kısmı.
Bir adım daha ,devamı, merakla endişeyi tebessümle karşılama ve içindeki büyüyen umut, mutluluğun eli.
Sonrasının aldatıcılığı kaosu içinde berraklaşan gerçekliği görebilmek.
Gördüğüne dair anlama huzuru.Kabul etme-çözme yetisinin fikrinde,beyninde kılcallaştığı, giderek anlamın anlamsızlaştığı derinlik ve ayağını bastığın yerin damağındaki tadı,son lokması.
Gelirken gördüğüm-geçerken gördüğün ve içinden çıktığından sonraki geçişlerin arasında kendi içine dönen, ortası hafif basık çemberler içinde DÖNE-DUR.


Aslında başka bir dille söyleyecek olursam bahsettiklerim,kendime tercüman olan sözlerin niceliğiyle oynuyor.
Uuzun uzadıya bahsetmeden asıl konunun anlamsızlığına varıp ardından süzüyor da süzüyor aklım.elİYOR GEREKSİZLERİ VAR EDİYOR.
Mevzu, bahsin katılığı içinde kuruyor.Kurutmayayım.Söyleyebileyim,arkasına geçmeyeyim,içine düşmeyeyim,ucundan geçmeyeyim.


Aslında konu mekanın içinde var olurken bedeninle ilişkili hisleri tanımlama çabası.
Hiçliğinin içinde sözlerden gelen ilham ya da gözlerden kişilerin,eline değmiş mecaline dokunmuş,seçmiş biriktirmiş,Sormuş soruşturmuş da keyfiyle kabul eylemişse eğer, bu zamanı şekillendiren mekanını perçinliyorlar beynine.Hatırana anını katıyor biçimliyor varlığının koordinatlarını her yönünle belirtiyor.Belli kılıyor seni,varlığının hacmini,gerçekliğini yaratıyor.
İnsan yoksunluğunun en yegane çabası aslında varolmak.Birinin gönlünde,aklında,bedeninde,anılarında,hedeflerinde,arzuladıklarında varolmak.Devamlı-varolmak.Sevgide ilgide dergide kapakta aynada ispat,kurduğu düzlemde anılmak,sanılmak,yanılmak,yenilemek hayatı.

Şimdi,nerdeyiz.

Sanal bir dünyanın sıraladığı isteklerin peşinde günlerimizi kullanıyoruz.
Bazı düşüncelerin içinde kendimizi yoruyoruz.
Olanların verisi arda kalan final sahnesiyle durduğumuz yere dönüyoruz.
Bitişler başlangıçlar içinde kurulan köprülerden geçiyoruz.
Her koşul aynı olsa bile geçen zaman aynı olmayacak,içimizde yer eden aklımızda kalan bir olmayacak.Duyumsadığımız gerçeklik bir olmayacak.
Neden peki dondurma,betimleme anı,sembollere dönüştürme.
Yaşanan yaşandığı haliyle yaşanırken,sonrasında neleri tetikliyor?
Güncelliğin güncelliğini yitirdiği gecede dosdoğru gelen karşılamalar, aklın bulanıklığında neden yüzünü gösteremiyor?
Pusula olmadan yol bulunmaz mı?Pusulanın varlığı sebebinden.Engin denizin ortasında güneş var nereye gidersen, git.Gece karanlığındadır savrulmanın durgunluğu.Yerçekimsiz ortam misali gece öyle karanlıksa ,derinliği sonsuz ve hiç kadar tende.
İnanışlar geceleri,korkular sevgiler geceleri büyüyor.Umut geceleri kaplıyor.

Tüm doğuşlar geceleri belki de,tan yerinde,köprüde,gün batarken süzülürken giderken,dönerken parlıyor.
Bir parıldama ki göz kamaştırıyor,mekan renk değiştiriyor.
Sonra azami varlık ,başka varlıklar var ediyor boşluğuna.Seçerek,düşünerek bilerek ve isteyerek içine alıyor gece vaktinin.
Tüm geceler kendinin alanında,ucu bucağı görülüyor.Daha bir kontrole ya da kontrolsüzlüğe yol açıyor.Duyguda-algıda diri ve serinkanlı gece.Gözbebeğinin açılışı görülmüyor heyecanın gizinde.Gizemin aşka buluyor,mutlandıkça doydukça seyrine-halinin dışından az uzağından ve hem içinden-canlı yayında.

Şimdilerde neler oluyor?
Nerelerde neler yaşanıyor?
Neyle karşılaşıyor insan ilk çemberinden son çemberine.
Kesişimlerinin yoğunluuğu neleri getiriyor?
Kimi sürüklüyor,kimi doyuruyor?


http://imageofthestudio.com/studio/mtwtf

Mutlu olamıyor muyuz?
Neden?
Mesela,sonra sebepleri yerine,mutlu edebileceklere odaklanıp,
Başlamıyor muyuz yapınca mutluluğumuza kavuşacağımızı umduğumuz hayale?Herşeyi öyle çok farkettik ki,kontrolü ele almanın zamanını geçirmeden yola koyulmanın yollarını arar gibi.Peki,

Ne durduruyor?

Yanılma korkusu?Mutlu olamama korkusu?Tatmin olamama dürtüsü?Dış etkenler,sebepler mi türetiyoruz durmaksızın ve bunları birileriyle paylaşıp içimizi DE rahatlatıyoruz.
Devamlılığını kıldığımız kabullerimizin içinde bir ileri iki geri giderken birileri telef oluyor ,başımızı eğip sadece gözucuyla adımlarımıza koyuluyor muyuz?Nasıl?Ne hissettiriyor?
En yücelik ve şişkinlik anlarındaki inişler_neler anlatıyor?Neyi vuruyor da yüzümüze çarpılıyoruz?Nerde kaybolduk peki?
En son?
Hangi sokaktı?Bulunduk mu?


Bir hayalin umuduyla her gün uyanmaya kalkacak kadar anlamlı olan değerlerin altındaki zemin ,bastığımız yerde diye korkuyor muyuz?

Bilemiyoruz diye mi hezeyan?Bildiğimizi hep sanıyor da hep yanılıyoruz.Tüm gerçeklik yerinden sarsılıyor,sonra yönümüz değişiyor.Dingin suda yıllar kolay geçmiyor.

Üstümüze sinen kokuyu duyuyor muyuz?

Yabancı bir koku mu bu?Tanıdık ama sevgili değil.Yakınlığını hala hissedebiliyoruz.İçten değil.Başka.Bir aidat gibi sunma isteği sevgimizi.Aidiyet karşılığında güven ve sadakat.Huzur ve saadet.Düzen ve gözlem içinde.
Asıl dilediğimizin gözlerimizi parlatan merak,hala bilemediklerimizi var ettikçe karşımızdakine yürüyoruz.
Aynı ya da farklı ya da çirkin ve güzel olmak gerekmez.Akıllı ve aptal saygısız ve kayıtsız dikbaşlılık da değil.

Ne peki__?

Çıktığım noktanın ve geldiğim yerin ne kadar orasındayım?Şu an.
Düşüncenin tohumu atıldıktan sonra ne renk çiçek vereceği bilinmiyor.Hala evrimleşiyor.Renk değişiyor.En yakın varsayımlar bile bir şeyi atlıyor?Ya da durum değişiyor farkında bile olmadan.
Zaman süregelemiyor.Süre gelen deyince akla sürdürmek geliyor.Sürdüregelemediğimizde o zamanı süregeleni mutlulukla farketmeden kaçırdığımızı anlasak,sebebin muallaklığına uyansak derinden.Hüzne boğulabilmenin keyfi hala ve ilhamla gelen mutluluğun,bilinmeyene duyulan özlemin,anlatma-anlama çabasının içindeki anlaşılma arzusunun niyetinin kıymetine varsak,herşeyi olageleceğinden farklı kılamazdık belki ama yaşanırken algılananın sonunda bir tebessümlü son bıraktığımız sürece ruhlarımız şad oluyor, uykuda yüceleşir benliğimiz.Varlığımız değerlenir gibi.
İnsan ve olaylar ve kişiler heran hep bir devinim halinde değişiyorlar.Mıknatıs gibi değmeden de olsa sürükleyecek kadar yakında bazen.Bazen uzak.Etkisi fiziki varlığından öte yankısının-gölgesinin düştüğü yerde vuku buluyor.
Kümülatif bir yaşam, milyar yıllar,
tek ortak paydamız bu değil ama en eşit olanı zaman.
Günleri sırayla geçsin diye bekleyen,olacak olmuş olana tabi ve mesut farkındaliklarla.
Bir de bir uyanış ki her sabah sanki milat gibi ,bekleyiş.Sabırsız bir sabırla insan üstüste koyuyor benliğini,katman katman yığıyor,aklını,iklimini,duyusunu her ürünle içinden çıkan.Hergün milyarlarda yerde milyar insan,uyanıyor 24 saat boyunca bir bir.Önce birileri ardından diğeri esniyor bir saat uzaklıkta.
Bir yerde gün doğarken bir yerde kapanıyor kepenkler.Birileri yattığında yarısı sabahı karşılıyor çeşitli hallerde.Günün gereklilikleri içinde bedensel ihtiyaçlarını farkediyor insan.Yemek.Tatmak duygusundan bağımsız kimi zaman.
Soruyor sormuyor,kızgın sorularıyla bazen,yanıt bulamıyor.Bulamadıkça katsayısı artıyor.Yükselme ve daha yukarıdan görse belki daha net görebilir diye düşünüyor.Netlik arıyor göz çünkü,bilinene bağımlı olmaya yeltenirken bilinmeyene kayıtsız kalamıyor.Arzu büyüyor ve dahası ve dahası için savaşıyor.
Sonra bir içe dönüş ayaklanması.
Neydi ne oldu?
Niyet neydi?


BU bir istatistik üzerine çalışmanın,algı üzerine hazırlanan Kİ şimdilerde böyle yalın,ve bir moda kurbanı gibi.Yerde.



KN.Yazmak istediğim neydi de buraya vardım o yollardan geçerken söyleyeyim,
Mimarlığın içinde heykel ne zaman kayboldu?Önceleri mitolojik betimlemelerin simgesi heykel sonra nasıl gömüldü toprağa da çıkarılınca başka birşey oldu?Medici mi,dönemsel mi,etnik mi,varoluşsal mı,yetnek mi yaratımdaki sebep geri dönene bağlamından koptuğundan meşakkatli bir devinimde değer kazanmış,gün görmüş.çağ atlamış.evrimleşmiş.
Mekandan bağımsız kılan ve mimarlığı artık iyice içine alan formun,yokedilmesi mi dirilişi mi heykel.
İçinde mekanın tekil nesneler,dışında-kabuğunda heykelsi tabiriyle beden duvarları.
Şimdilerde form nesnelerin her yerindeki en önemli ayıraç oluyor.Renk ve sembolleri içindeki kümülatif çöplüğünde elemek,ayırt etmek zihnin yegane algısı.
Mekan ve heykel birbirine ne kadar bağımlı davranıyor?Y ada yapışıklıktan ne zaman uzaklaştılar?

Yapının kimliğini betimleyen öğe nereye uzaklaştı,içine ve de dışına mı kaçtı?
Bağımsızlaşıp özgürlüğünü ilan ederken nitelik kazandı,sonsuzluk kazandı,organik hareket özgürlüğüne ulaştı.Kendini var eden aklın elinden yaşayan bir ölü gibi bulunduğu yer durduğu meydan,varolma sebebi önceki yeri ve şimdiki varlığı Firenze'nin ortasında.

Yapıya kimliğini veren Mitolojik sembollerden çıkagelip toprağa gömülen, sur dışındaki uğursuz kahramanlar,tüm taşlar yerinden oynayınca meydanlara getirilip bu sefer anlamına değil bir elden çıkan formun güzelliğine bürünüyorlar.Yaratım,her anlamıyla taşın damarlarında.Havanın haline göre soğuk veya sıcaklar.Işığın rengine bakmak ya da gömülmek önemli olan değil.
Var,var olcak,paramparça bile olsa bilinçlerde varolacak,her parçanın bilgisinde varolacak.Oluş aşamasında ve yer değiştirdiğinde,üzerine giydiği ifade olacak.
Yankı üretecek tüm atomları titreşirken,mekanı duyacak,konuşmayacak heykel,insanlar gelecek,anı ölümsüzleştirecek,anlamlar yükleyecek,bunları değiştirecek ve önemsizleştirecekler.Nefret duyacak sonra kutsayacaklar.


Mekan kurgusu,çevresinden bağımsız olduğundaki oturmamışlık duygusu bir süre rahatsız eder insanları,sonra alışılır,değiştirmenin mümkünatı yoksa yapay bir sempati gelişir,hatırada bir an,güzel bir günde.Sonra sevilir.Kanıksanır.Anılar oluşturulur,yer eder belleklerde-duygular yaşanır.Küsülür,paylaşılır.Yüklenir de yüklenir.
Sonra,
Bir gün değişir.Bir sokak.Ardında diğerleri parça parça.Tutunamaz olduğunda insan,bırakır ya da bırakamaz.Sonu bilinmez ne seçilrse,o mübahtır.
Değilse de sebepler ve bahaneler bulanır kendiliğinden.Görünmez olur silinirler.

Bu sırada





dediğim gibi,buydu sorduklarım,yanıtladıklarım.
Her düşündüğümde değil ama yazdığımda başka bir kılıfa bürünüyorlar.
Vardığım sonuçlara vardım söyledim dilimin ucun sonra elimle kalemle perçinledim ama klavyeden gelmiyorlar.
Onun yerine yeni sorular ve sonuçlara ilerliyor,geri bakmaya çalıştıkça geri kalıyor.
Yetişeyim.Yavaşlasın.

Bu blogdaki popüler yayınlar

Öpüşme, Gıdıklanma ve Sıkılma Üzerine Hayatın Didiklenmemiş Yanlarına Dair

Işık kaynağı aşağıdan gelirse mekan genişler

dünyadan çıkış yolları