Esansa davet
Eminönü Mısır Çarşısı'nın önünde beklerken tanıdık
Çeşit çeşit anlar, heyecanlar sönük
Saygılı ve kararsız
Ve belki de -vazgeçiş bu-
Yürüdük,
Yadırgamamızı yadırgayarak
Birbirimizi..
Tünele bindiğimizde ilk defa gibi baktım
Yüzüne... Bakabildim mi?
Bakmayı denedim uzun uzun
Bu yüz, o gözler, öyle uzak öyle boş
Yenisi olduğundan değil,
Eskisi unutulduğundan..
Neruda'nın tarifi aşkın
Mutsuzluğuyla bezenmiş yüzü
Gülen kahkahaları, sanki terketmiş..
Orada, sadece, var.
Deneysel sinema seyrinde huzursuz olduğu
Her anı bilmek
ve
Bir şey yapmadan önce geçenler akıldan,
Uzaklaştırdığı rahatsızlık ve dayanma gücü.
Yanıltmadı sanki
Bu kez yorgun ama,
Güçlü,
Yılgın ama,
Kararlıydı.
Artık geçmişim teninden..
Aklıma geldi, biyolojik saati.
Kim bilebilir zaman, böyle telaşsızken...
Gördüğümde gömüldüğüm-gömdüğüm- anılar
Aslında kalan, kırıntısı gibi ceplerimden.
Saçılanlar fezaya, karşımda boş bir bina
İki yanındaki yoldaşları yıkık, o yalnız, tek başına
Ayakta.
Sanıyorum, bitti geceler,
Gecenin günü de var yanımda.
Ellerine baktım, güzel elleri var
Dudakları öyle, ağzı büyük ve sesleri,
Yürüyüşündeki tavır, ürkekliği koca bedeninin.
Ve hep bu acaip adamları sarışım, sarmalar
Benliğindeki özgünlük ve iyilik kirlenmeden daha
Zehirlenmeden kalbinden geçen kan, damarlarında
Yoketmeden yüreğindeki kelebeği
Yapamadım. Öyle mi?
Kötülük mü sevmek öylesine.
Kırınca çıkmıyor mu içindeki?
Kumbara misali.
Yok olanlar aslında sadece yer mi değiştiriyor?
Konuşmamdaki farklılıkları farkedebildi mi ki?
Здравствуйте! dedim sanki biliyor gibi..
Uzaklığını hissedemedim
Yakınlığı zaten bir hayal
Yokluğunda varlığını öyle derinlerde an be an
Ondan öyle bağımsız bir şeye dönüştürdü ki içim
Sıcak..Yumuşak, ama uzak.
Ölesiye uzak
Beyaz çarşaflarda,
Bile
Ellerin yabancı.
Çeşit çeşit anlar, heyecanlar sönük
Saygılı ve kararsız
Ve belki de -vazgeçiş bu-
Yürüdük,
Yadırgamamızı yadırgayarak
Birbirimizi..
Tünele bindiğimizde ilk defa gibi baktım
Yüzüne... Bakabildim mi?
Bakmayı denedim uzun uzun
Bu yüz, o gözler, öyle uzak öyle boş
Yenisi olduğundan değil,
Eskisi unutulduğundan..
Neruda'nın tarifi aşkın
Mutsuzluğuyla bezenmiş yüzü
Gülen kahkahaları, sanki terketmiş..
Orada, sadece, var.
Deneysel sinema seyrinde huzursuz olduğu
Her anı bilmek
ve
Bir şey yapmadan önce geçenler akıldan,
Uzaklaştırdığı rahatsızlık ve dayanma gücü.
Yanıltmadı sanki
Bu kez yorgun ama,
Güçlü,
Yılgın ama,
Kararlıydı.
Artık geçmişim teninden..
Aklıma geldi, biyolojik saati.
Kim bilebilir zaman, böyle telaşsızken...
Gördüğümde gömüldüğüm-gömdüğüm- anılar
Aslında kalan, kırıntısı gibi ceplerimden.
Saçılanlar fezaya, karşımda boş bir bina
İki yanındaki yoldaşları yıkık, o yalnız, tek başına
Ayakta.
Sanıyorum, bitti geceler,
Gecenin günü de var yanımda.
Ellerine baktım, güzel elleri var
Dudakları öyle, ağzı büyük ve sesleri,
Yürüyüşündeki tavır, ürkekliği koca bedeninin.
Ve hep bu acaip adamları sarışım, sarmalar
Benliğindeki özgünlük ve iyilik kirlenmeden daha
Zehirlenmeden kalbinden geçen kan, damarlarında
Yoketmeden yüreğindeki kelebeği
Yapamadım. Öyle mi?
Kötülük mü sevmek öylesine.
Kırınca çıkmıyor mu içindeki?
Kumbara misali.
Yok olanlar aslında sadece yer mi değiştiriyor?
Konuşmamdaki farklılıkları farkedebildi mi ki?
Здравствуйте! dedim sanki biliyor gibi..
Uzaklığını hissedemedim
Yakınlığı zaten bir hayal
Yokluğunda varlığını öyle derinlerde an be an
Ondan öyle bağımsız bir şeye dönüştürdü ki içim
Sıcak..Yumuşak, ama uzak.
Ölesiye uzak
Beyaz çarşaflarda,
Bile
Ellerin yabancı.